Fıtrat, meslek seçimi vb. ile ilgili bir derleme

2- Taksim-ül meşaribdir ki, kabiliyet ve istidada göre işlerin taksimi lâzımdır. Kömürcü fırıncının işini bilmez. Karınca devenin yükünü kaldıramaz. Müezzin müftünün işini göremez. Yoksa taksimat yapılmazsa kaziye terakkiyata değil, tedenniyata müncer olur. 

3- Taksim-ül a’maldir ki; adamlara iş seçilsin değil, bilakis işlere adamlar intihab edilsin. Maalesef bu taksimlere riayet edilmediğinden seleflerden daha çok ektiğimiz halde, onlardan pek az bir derecede mahsulât alıyor, fayda görüyoruz. 

Mesnevî-i Nurîye(Bd.)(sh:702)


   Bir adam müstaid ve kabil olduğu şeyi terk ve ehil olmayan şeye teşebbüs etmek, şeriat-ı hilkate büyük bir itaâtsizliktir. Zîrâ şanı odur ki; isti'dadı san'atta intişar ve tedahül ve san'atın mekayisine ihtiram ve muhabbet ve nevamisine temessül ve imtisal...

   Elhasıl: 
   Fena fi's-san'at olmaktır. Vazife-i hilkat bu iken, bu yolsuzlukla san'atın suret-i lâyıkasını tağyir eder ve nevamisini incitir. Ve asıl müstaid olduğu san'ata olan meyliyle; teşebbüs ettiği gayr-ı tabiî san'atın suretini çirkin eder. Zîrâ bilkuvve olan meyil ve bilfiil olan san'atın imtizaçsızlığı için bir keşmekeş olur.
   Bu sırra binaen, pek çok adam meylü'l-ağalık ve meylü'l-âmiriyet ve meylü't-tefevvuk ile mütehakkim geçinmek istediğinden; ilmin şanından olan teşvik ve irşad ve nasihat ve lütfu terkedip, kendi istibdad ve tefevvukuna vesile-i cebr ve ta'nif eder. İlme hizmete bedel, ilmi istihdam eder.    Buna binaen vezaif, ehil olmayanın ellerine geçti. Bâhusus medaris bunun ile indirasa yüz tuttu. Buna çare-i yegâne: Daire-i vâhide hükmünde olan müderrisleri, Dârü'l-fünûn gibi çok devaire tebdil ve tertib etmektir. Tâ herkes sevk-i insanîsiyle hakkına gitmekle, hikmet-i ezeliyenin emr-i manevîsini, meyl-i fıtrîsiyle imtisal edip kaide-i taksimü'l-a'male tatbik edilsin.

Asar-ı Bediiyye - 204


   Biz, gayr-ı tabiî ve tenbelliğe müsaid ve gururu okşayan imaret maişetine el atıp, belamızı bulduk.
   S- Nasıl?
   C- Maişet için tarîk-i tabiî ve meşru' ve zîhayat; san'attır, zirâattır, ticarettir. Gayr-ı tabiî ise; memuriyet ve her nev'iyle imarettir. Bence imareti, ne nam ile olursa olsun, medar-ı maişet edenler bir nevi cerrar ve aceze ve seeledir. Fakat hilebaz kısmında...
   Bence memuriyete veya imarete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir. Yoksa yalnız maişet ve menfaat için girse, bir nevi çingenelik eder.
{(*) Ey memurlar, Eski Said'in kırkbeş sene evvel söylediği bu sözünden gücenmeyiniz. -Müellif-}
İşte memuriyet filcümle ve askerlik bilcümle bizde olduğu için, servetimizi israf eline verip neslimizi etrafa saçıp zayi' ettik. Eğer öyle gitse idi, biz de elden giderdik. İşte onların asker olması, zarûrete yakın bir maslahat-ı mürseledir. Hem de mecburuz. Mesalih-i mürsele ise, İmam-ı Mâlik mezhebinde bir illet-i şer'iye olabilir.

Asar-ı Bediiyye - 335


Şarkı intibaha getirdiniz, fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa, sa'yiniz ya hebaen gider veya muvakkat, sathî kalır...

Mesnevi-i Nuriye(RNK) - 98
   Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse; hayırlı işlerde, terakkide muvaffak olamaz. Bütün hareketi şerr ve tahrib hesabına geçer. Madem kanun-u fıtrata tatbik-i harekete mecburiyet var; 

Tarihçe-i Hayat(RNK) - 182


   Bu mukaddemenin üssü'l-esası budur ki: Sâni'-i Zülcelal'in hilkat-i âlemde carî ve taksimü'l-a'mal kaidesinden akan kanun-u tekemmül ve terakkîde mündemiç olan rıza ve işaretinin imtisali farz iken, itaât tamamen edilmemiştir. Şöyle: Kaide-i taksimü'l-a'mali muktezî olan hikmet-i İlahiyenin dest-i inâyetiyle beşerin mahiyetinde ekmiş olduğu isti'dadât ve müyulatla şeriat-ı hilkatin farzü'l-kifayesi hükmünde olan fünûn ve sanayiin edasına bir emr-i manevî vermişken, sû-i istimalimiz ile o isti'daddan tevellüd eden meyle kuvvet ve meded verici olan şevki bu hırs-ı kâzib ve şu re's-i riya olan meylü't-tefevvuk ile zayi' edip söndürdük. Elbette isyan eden, cehenneme müstehak olur. Biz de bu hilkat denilen şeriat-ı fıtriyenin evamirine imtisal edemediğimizden, cehennem-i cehl ile muazzeb olduk. Bu azabdan bizi kurtaracak, taksimü'l-a'mal kanunuyla amel etmektir. Zîrâ seleflerimiz taksimü'l-a'malin ameliyle cinan-ı ulûma dâhil olmuşlardır.

Asar-ı Bediiyye - 187

Beşinci şart: 
   Taksimü'l-a'mal kaidesini bitamamiha tatbik etmek.. tâ şubeler birbirine medhal ve mahreç olmakla beraber, herbir şubede mütehassıs çıkabilsin.

Asar-ı Bediiyye - 361

   Hem de hakâik-i tarihiyedendir ki; bir şahıs çok fenlerde meleke sahibi ve mütehassıs olamaz. Ancak ferîd bir adam, dört veya beş fenlerde mütehassıs olabilir. Umuma el atmak, umumu terk etmek demektir. Bir fende meleke, o fennin suret-i hakikiyesidir. Onunla temessül etmek gerektir. Zîrâ bir fende mütehassıs ve malûmat-ı sairesini mütemmime ve meded verici etmez ise, malûmat-ı perişanından bir suret-i acibe temessül edecektir.
   Tenvir için bir latîfe-i faraziyedir:
   Nasılki başka âlemden bu küreye gelen tasvirci bir nakkaş farz olunsa; halbuki ne insanı ve ne insanın gayrısını, tam suretini görmemiş. Belki herbirisinden bazı a'zasını görmekle insanın tasviri veyahut gördüğü eşyanın umumundan bir sureti tasvir etmek ister ise, meselâ: İnsandan gördüğü bir el, bir ayak, bir göz, bir kulak, yarı yüz ve burun ve İmame gibi şeylerin terkibiyle bir insanın timsalini; yahut nazarına tesadüf eden atın kuyruğu, devenin boyunu; insanın yüzü, arslanın başı bir hayvanın suretini yapsa; nasılki imtizacsızlıkla kabil-i hayat olmadığı için, şerait-i hayat böyle u'cubelere müsaid değildir diyecekler ve nakkaşı müttehem edecekler. Şimdi bu kaide, fenlerde aynen cereyan eder. Çaresi odur ki: Bir fenni esas tutup sair malûmatını âvzen ve zenav
{(*) Kürtçedir. -Müellif-}
gibi yapmaktır.

Asar-ı Bediiyye - 186

Veyahud taksimü'l-a'mal kaidesine tatbîkan herbir talebenin isti'dadına göre bazı fünûn ile tevağğul etmeli. Tâ mütehassıs olsun, sathî olmasın. Zîrâ her ilmin bir suret-i hakîkiyesi var. Meleke olmadığı vakit, bazı tarafı nakıs olan sûretlere benzer.
   Bunun da çaresi: 
   Ona müstaid olan bir fenni esas tutmalı. Ve buna münasib fünûnu; her birinden birer fezleke alınmalı ve o fenn, esasın suret-i hakikîsini mütemmim ittihaz etmelidir.
   Zira herbir fezleke, bir sûret-i müstakilleyi teşkil etmiyor. Lâkin bir suret-i esasiyeyi tekmil edebilir.
   Ey sözümü işiten talebe-i ulûm! Mektepliler gibi -ki onlar nakıs olan seleflerine hayru'l-halef olmuşlar- çalışalım ki; evc-i kemâle vasıl olan seleflerimize hayru'l-halef olalım!..

Asar-ı Bediiyye - 440


   Mekatibde ulûm-u diniyeyi bihakkın okutmak.. ve medariste lüzumsuz kalan hikmet-i atîkaya bedel bazı fünûn-u lâzıme-i cedide tahsil olunmak... Ve tekyelerde mütebahhirîn ulemâ bulunmaktır. Bu takdirde şuabât-ı selase yekâhenk-i terakkî olarak kat'-ı meratib etmek kaviyyen me'mûldür.

Asar-ı Bediiyye - 441


   Kim tevfik isterse, kâinatta cârî olan âdetullaha âşinalık etmek ve nevamis-i fıtrata dostluk etmek gerektir. Yoksa fıtrat tevfiksizlikle bir cevab-ı red verecektir...
   Cereyan-ı umumî ise, muhalif harekette bulunanları, adem-âbad hiçâhiçe atacaktır.

Asar-ı Bediiyye - 57


Sâni'-i Zülcelal'in hilkat-i âlemde cari ve taksimü'l-a'mal kaidesinden akan kanun-u tekemmül ve terakkide mündemiç olan rıza ve işaretinin imtisali farz iken, itaat tamam edilmemiştir. Şöyle: Kaide-i taksimü'l-a'mali muktezî olan hikmet-i İlahiyenin dest-i inayetiyle beşerin mahiyetinde ekmiş olduğu istidadat ve müyulatla şeriat-ı hilkatin farzü'l-kifayesi hükmünde olan fünun ve sanayiin edasına bir emr-i manevî vermişken, sû'-i istimalimiz ile o istidaddan tevellüd eden meyle kuvvet ve meded verici olan şevki bu hırs-ı kâzib ve şu re's-i riya olan meylü't-tefevvuk ile zayi' edip söndürdük. Elbette isyan eden, cehenneme müstehak olur. Biz de bu hilkat denilen şeriat-ı fıtriyenin evamirine imtisal edemediğimizden cehennem-i cehl ile muazzeb olduk. Bu azabdan bizi kurtaracak, taksimü'l-a'mal kanunuyla amel etmektir. Zira seleflerimiz taksimü'l-a'malin ameli ile cinan-ı ulûma dâhil olmuşlardır.

Muhakemat(RNK) - 25


   Ve keza bir işde muvaffakıyet isteyen adam, Allah'ın âdetlerine karşı safvet ve muvafakatını muhafaza etsin ve fıtratın kanunlarına kesb-i muarefe etsin ve heyet-i içtimaiye rabıtalarına münasebet peyda etsin. Aksi takdirde fıtrat, adem-i muvafakatla cevab verecektir.
   Ve keza heyet-i içtimaiyede, umumî cereyana muhalefet etmemek lâzımdır. Muhalefet edildiği takdirde, dolabın üstünden düşer, altında kalır. Binaenaleyh o cereyanlarda, tevfik-i İlahînin müsaadesine mazhariyeti dolayısıyla, o dolabın üstünde Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hak ile mütemessik olduğu sabit olur.
İşarat-ül İ'caz(RNK) - 122

Beşer esirliği parçaladığı gibi, ecîrliği de parçalayacaktır
Bir rü'yada demiştim: Devletler, milletlerin hafif muharebesi; tabakat-ı beşerin şedid olan harbine terk-i mevki ediyor.
Zira beşer, edvarda esirlik istemedi, kanıyla parçaladı. Şimdi ecîr olmuştur; onun yükünü çeker, onu da parçalıyor.
Beşerin başı ihtiyar; edvar-ı hamsesi var. Vahşet ve bedeviyet, memlukiyet, esaret, şimdi dahi ecîrdir, başlamıştır geçiyor.
Sözler - 709

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar